kalkıp cep telefonumu mikrodalga fırına koyup intihar etmeyi uygun bulmuş olacağım ki, bir kaç dakika sonra kendimi içinde bir adet nokia 3510 dönen arçelik marka mikrodalga fırının içine bakarken buldum. o dönüyor ben bakıyordum. evet saat yönüne dönüyordu. çeyrek turu yeni tamamlamıştı ki aletin alev aldığını fark ettim, *normal dünya hızına geri dönüş* artık içinde benden kilometrelerce uzakta tatil yapmakta olan kız arkadaşımın (bilerek inat ettiğim) ezberlemediğim telefon numarası "arıyor" diye uyarı olarak ekrandaydı. açamadım çünkü, telefonu tutamadım ellerim yandı. telefonu buzdolabına koyup (ters mühendislik) odama geri döndüm. cohen içerde hala şarkı söylüyordu. "like a bird on the wire, like a drunk in a midnight choir, i have tried in my way to be free."
evet kemal içki içmen lazım. git bak ne var. evet açılmamış bir şişe jack daniel's. "and a pretty woman leaning in her darkened door, she cried to me, "hey, why not ask for more?" bu kadar şiirsel gelişen olaylardan sonra, içimdeki kemalard cohen 1000 yıllık uykusundan uyandı ve aşağıdaki mısraları yazdı:
"açılmamış viski şişelerini açmak nedir bilir misin?
sessiz kasa fanlarının el yaktığı diyarlarda..
ah kafaları da şişer insanların
telefonlarını mikrodalgaya koyduklarında.."
sessiz kasa fanlarının el yaktığı diyarlarda..
ah kafaları da şişer insanların
telefonlarını mikrodalgaya koyduklarında.."
ps: "yollarda bulurum seni takvimlerden çalarım seni.." haluk levent takvimlerden uzak dur, benden de.
